Mahcubiyet Müzesi
Kapıyı kilitleyip yağmurdan sırılsıklam olmuş paltosunu astı. Aynaya bakıp eliyle saçlarını taradı, üst kata yöneldi. Basamakları çıkarken cebini yoklamak aklına geldi; boş olduğunu fark edince koşarak aşağı indi. Paltonun cebindeydi. Akşam yemeğini yediği restorandan yürüttüğü bir mendil. Tabii o yemekte yalnız değildi; ikincisi olmayacak, başarısız bir ilk görüşme yaşanmıştı. Diğerlerinin yanına koymak için, üzerinde restoranın logosu olan o mendili çıkarken cebine atıvermişti. Mendile tekrar baktı. "Önce kuruması gerekecek," diye düşündü. Yıllar içinde eşyalar arttıkça çalışma masasını salona indirmiş, üst katın tamamını onlara ayırmıştı. Zaten gelen gideni de pek yoktu. O ünlü yazarın kitabını okuduğunda karar vermişti yıllarca birikenleri daha düzenli saklamaya: Hayatında utanç duyduğu her andan bir parça... Düğününde taktığı papyon, Mehmet Hoca ona bağırırken üstünde olan okul önlüğü, üniversitede yağmurun altında beklerken elinde kalan kurumuş çiçek buketi... Eski anı...